İçeriğe geç
İlişkiler

İlk Evlilik vs. İkinci Evlilik: Geçmişin Hayaletleri

İkinci evlilikte tanıdık çatışmalar yaşıyorsanız sebep yalnızca yeni eşiniz olmayabilir. Önceki ilişkilerin görünmez izlerini fark etmenin ve farklı bir yol çizmenin yollarına bakıyoruz.

Yazan: Can Arslan8 dk okuma

Yeni evliliğinizin ilk aylarında mutfak masasında oturuyorsunuz. Partneriniz bulaşık makinesini yanlış yerleştirmiş. Saatlerdir içinizde dolanan gerginliğin bir türlü adını koyamıyorsunuz. O an ikiniz de konunun bulaşık makinesi olmadığını, çok daha derinde bir şey olduğunu biliyorsunuz. Ama gerçek konunun ne olduğunu bilmiyorsunuz.

İkinci evliliğe “temiz bir sayfa” açma arzusuyla giren birçok kişi, birkaç ay içinde tuhaf bir tanıdıklık hissiyle sarsılır. İlkinde boğulduğunuz o sessizlik, bu evlilikte de kapıyı çalmıştır. Yalnızca farklı bir yüzle, farklı bir bahaneyle. Bu yazı, o tanıdık hissin altında yatan mekanizmayı anlamanız ve bu kez gerçekten farklı bir şey yapabilmeniz için yazıldı.

Eski İlişkiniz Bitti; Peki Ya İlişki Şemanız?

Bir ilişki bittiğinde, iki kişinin birlikteliğinden fazlası sona erer. O ilişkinin içinde şekillenmiş olan beklentiler, korkular, alarm sistemleri ve savunma duvarları aynen durur. Psikodinamik bakış, bu kalıntılara çoğu zaman basit ayrılık sonrası hüznün ötesinde bir yer verir: Bunlar, kişinin en eski bağlanma deneyimlerinden başlayıp ilk evliliğinde pekişmiş olan ilişki şemalarıdır.

Şema, beynin duygusal haritası gibidir. Kimi zaman hiç farkında olmadan, “yakınlık kurduğum insan beni eninde sonunda hayal kırıklığına uğratır” ya da “tartışma çıkarsa terk edilirim” gibi temel inançlar üzerinden güncel olayları okuruz. İlk evlilik, bu haritanın en yoğun test edildiği laboratuvardır. O laboratuvarda yaşananlar —aldatılma, kronik eleştirilme, duygusal ihmal— şemayı katman katman sertleştirir. Boşanma imzalandığında, laboratuvar kapanır; ama harita aynen kalır.

İkinci evlilik, işte bu eski haritayla girilen yeni bir şehirdir. Sorun şu: Haritanız eski şehrin sokaklarını gösterirken, yeni şehrin caddelerinde yürümeye çalışırsınız. Partneriniz bir sokak arasında kaybolduğunuzu anlamaz; sadece sizin neden bu kadar öfkelendiğinizi göremez. Oysa siz aslında eski şehrin o tehlikeli sokağına geri döndüğünüzü sanmışsınızdır.

Bir çift düşünelim. İlk evliliğinde eşi tarafından sürekli maddi harcamaları konusunda eleştirilmiş biri, ikinci evliliğinde partnerinin “Bu ay biraz fazla harcadık galiba” demesiyle altüst olabilir. Yeni partner, bunu sadece bir gözlem olarak söylemiştir. Ama eski şema bu cümleyi şöyle tercüme eder: “Yine başlıyor. Beni kontrol etmeye çalışıyor. Bir adım geri atmalıyım.” Kaçma, donma ya da karşı saldırıya geçme tepkisi, bugüne değil, dünkü savaş alanına aittir.

“Bu Sefer Farklı Olacak” İnancı Neden Yeterli Değil?

Bilinçli niyet ile bilinçdışı sadakat her zaman aynı yöne bakmaz. İkinci evliliğe girerken çoğu kişinin zihninde net bir karar vardır: “Bu sefer aynı hataları yapmayacağım.” Bu son derece anlaşılır bir niyet. Ancak psikodinamik çerçevede, sorun, niyetin saflığının ötesinde, o niyetin hangi zeminde inşa edildiğinde saklıdır.

İlk evlilikte yaşanan hayal kırıklığının boyutu büyükse, kişi çoğu zaman o hayal kırıklığının tam tersini aramaya başlar. Eski eş fazla sessizdi, yenisi konuşkan olsun. Eski eş ev işlerine yardım etmezdi, yenisi titiz olsun. Bu tersini arama stratejisi, kulağa mantıklı gelse de, özünde hâlâ eski ilişkinin gölgesinde yaşamaktır. Kriterlerinizi eski eşinizin ne olmadığı belirler. Bu durum, yeni partneri bir birey olarak görmeyi zorlaştırır; onu, eski yaranın üzerine kapatılmış bir yara bandına dönüştürür.

Daha da karmaşık olan şudur: İnsan zihni, tanıdık olana doğru akma eğilimindedir. Eski evlilikte yaşananlar acı verici olsa da, o acının dokusu sinir sisteminiz tarafından tanınır. Bilinçli aklınız “asla” derken, bilinçdışınız o tanıdık gerilimin titreşimini arayabilir. Çünkü bilindik cehennem bir tık güvenli zannedilebilir bilinmeyenden. Yeni partnerinizin ses tonu bir an için eski eşinizin ses tonuna benzediğinde, içinizde bir alarm zili çalmasını beklersiniz; ama bazen bu zil, rahatsız edici biçimde, bir tür eve dönüş sinyali de olabilir. “Haydaa, bu hissi biliyorum,” dersiniz içinizden. Burası tanıdık. Burası güvensiz ama bildik.

Tetiklendiğiniz Anı Nasıl Fark Edersiniz?

Başkasının tarihini yaşadığınızı anlamanın yolu, o an bedeninizde ve zihninizde olanları gözlemlemekten geçer. Tetiklenme anının kendine has bir dokusu vardır. Genellikle üç belirgin işareti olur.

İlki, orantısızlıktır. Partneriniz iletişime veya eve yirmi dakika geç kalmıştır, ama sizin içinizde kopan fırtına bir terk edilme krizine dönüşmüştür. Olay ile tepki arasındaki orantısızlık, bu öfkenin ya da korkunun yalnızca o yirmi dakikaya ait olmadığını ele verir.

İkincisi, tekrarlayan senaryodur. Kavga ettiğiniz konulara, rollerinize bakın. Kendinizi yine aynı cümleleri kurarken, yine aynı çaresizliği hissederken buluyor musunuz? İlk evliliğinizdeki en büyük çatışmanın bir versiyonu, ikinci evliliğinize de bir şekilde sızmış mı? Bu, yeni partnerinizin masum bir davranışına eski bir hikayeyi yüklemenizden kaynaklanır.

Üçüncüsü ve en önemlisi, hafızanın bedensel devreye girmesidir. Tetiklendiğinizde, geçmişteki bir anıya ait beden duyumları şimdiki ana taşınır. Midenizde aynı kasılma, omuzlarınızda aynı yük, nefesinizde aynı sığlaşma olur. Boşanma veya eş kaybı sonrası bireylerde hayattan zevk alamama, uyku bozukluğu, iştah değişiklikleri, unutkanlık ve dikkat azalması gibi psikopatolojik belirtilerin görüldüğünü biliyoruz. Bu belirtiler, dikkat süresi ve çalışma belleği gibi bilişsel işlevlerde de geçici aksamalara yol açabiliyor. İkinci evlilikte, o eski belirtiler aniden alevlendiğinde, aslında bedeniniz size “Geçmişten bir ziyaretçimiz var” diyordur.

Bu üç işaretten birini yakaladığınızda, kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: “Şu anda verdiğim tepkinin ne kadarı bugüne, ne kadarı geçmişte kalan bir hesaba ait?” Bu soru, anlık bir içgörü yaratır. Cevabı hemen bulamayabilirsiniz; ama sorunun kendisi, sizi otomatik pilottan çıkarıp gözlemci konumuna geçirir.

Hayaletleri Misafire Dönüştürmek: Partnerinize Ne Söyleyebilirsiniz?

Bu noktada çoğu kişi şu hataya düşer: Tetiklendiğini fark eder, sonra da suçlulukla susar. “Bu benim sorunum, eski yaram, onu ilişkiye bulaştırmamalıyım” diye düşünür. Oysa bu suskunluk, partnerinizi dışarıda bırakır ve o boşlukta, partneriniz sizin tepkinize kendince bir anlam yükler. Genellikle de “Benden bir şey saklıyor” ya da “Bana güvenmiyor” sonucuna varır.

Bunun yerine, yaşadığınız şeyi adlandırıp, sahipliğini alarak partnerinize sunmayı deneyebilirsiniz. Bu, eski yaraları ilişkiye sızdırmak yerine, eski bir yaranın şu anda nasıl bir gölge düşürdüğünü şeffaflıkla paylaşmaktır.

Şöyle bir cümle kurmayı düşünebilirsiniz: “Az önce konuştuğumuz şeyle ilgisi olmayan bir yoğunlukta tepki verdim. Farkındayım. Bu, senin yaptığın ya da söylediğin şeyden çok, geçmişteki bir durumu hatırlatan bir şeyle ilgili. Biraz zamana ihtiyacım var, sonra konuşabiliriz.”

Bu cümlenin işlevi şudur: Partnerinize, onun suçlanmadığını, ama sizin de inkâr etmediğinizi gösterir. İlişkiye bir sınır çizer; eski yarayı partnerinizin çözmesini beklemezsiniz, ama onu karanlıkta da bırakmazsınız. Çoğu partner, bu şeffaflığa, savunmacı bir açıklamadan çok daha olumlu yanıt verir. Çünkü kendisine bir rol biçilmemiştir; yalnızca bilgilendirilmiştir.

Yeni Aile Sistemindeki Görünmez Roller

Aile sistemleri kuramı, bir alt sistemdeki değişimin bütün aile sistemini etkileyen döngüsel bir mekanizma yarattığını söyler. İkinci evlilik, yepyeni bir sistemin doğuşu gibi görünse de, çoğu zaman eski sistemin hayaletleri burada da sahne alır. Özellikle çocukların dahil olduğu ikinci evlilikte, pek çok kişi farkında olmadan tanıdık ikinci evlilik sorunları ile karşılaşır. Bu hayaletler, çocukların olduğu evliliklerde çok daha belirgin ve çok daha sesli hale gelir.

Biyolojik olmayan ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişki, ikinci evliliğin en hassas noktalarından biridir. Burada rol karmaşası, disiplin anlayışı farklılıkları ve bağlanma sorunları sıklıkla ortaya çıkar. Yeni ebeveyn, çocuğa yaklaşırken eski evlilikten getirdiği otorite ya da mesafe kalıplarını farkında olmadan uygulayabilir. Çocuk ise, biyolojik ebeveynine duyduğu sadakat ile yeni ebeveyne duyduğu yakınlık arasında sıkışabilir.

Bu tıkanıklığın altını oymak için, evdeki herkesin rollerini yeniden müzakere etmesi gerekir. Yeni ebeveynin görevi, eski ebeveynin koltuğunu devralmak değil, kendine ait yeni bir yer açmaktır. Bu, hem çocuk hem de yeni ebeveyn için bir rahatlama sağlar. Şöyle bir çerçeve sunabilirsiniz çocuğunuza: “Biliyorum, babanın/annenin yeri ayrı. Ben burada senin için o olmaya değil, senin hayatında güvendiğin bir yetişkin olmaya talibim. Kurallar konusunda anlaşmazlık olursa da bunu birlikte konuşuruz.”

Bu cümle, sadakat çatışmasını azaltır. Çocuk artık iki ebeveyn arasında seçim yapmak zorunda kalmadığını duyar. Yeni ebeveyne biyolojik ebeveynin “yerine” değil, kendine ait bir rol verilmiştir.

Peki Bu Kez Gerçekten Farklı Ne Yapabilirsiniz?

Eski örüntüleri tanımak işin yarısıdır. Diğer yarısı, aynı senaryo sahneye konduğunda farklı bir replik vermeyi göze almaktır. Bu, büyük kahramanlık anlarından çok, gündelik anlarda yapılan küçük sapmalarla mümkün olur.

Öncelikle, duygusal olarak tetiklendiğiniz anlarda eski savunmanızı tanıyın. İlk evlilikte çatışma çıktığında ne yapardınız? Susar mıydınız, bağırır mıydınız, odadan çıkar mıydınız? O anki dürtünüzü fark ettiğinizde, bu kez bir derece farklı bir şey deneyin. Susmak yerine “Şu an ne söyleyeceğimi bilemiyorum ama gitmiyorum” demeyi deneyin. Ya da bağırmak yerine “Sesimi yükseltmeden anlatmak istiyorum, sadece biraz zaman ver” demeyi deneyin. Bu kadarlık bir sapma bile, eski şemanın yol açtığı otoyoldan çıkıp toprak bir yola sapmak gibidir. Hızınız kesilir, manzara değişir.

İkincisi, merak kasınızı geliştirin. Yeni partnerinizin bir davranışı sizi tetiklediğinde, hemen anlam yüklemek yerine soru sorun. “Az önce şunu söylerken ne demek istemiştin?” ya da “Şu anda neye ihtiyacın var, anlamaya çalışıyorum” gibi sorular, yansıtma alanını daraltır. Eski eşinizin size nasıl davrandığını zaten biliyorsunuz; yeni eşinizin size nasıl davrandığını ise her gün yeniden keşfediyorsunuz. Merak, keşfin motorudur.

Üçüncüsü, ikinci evlilikler için neredeyse olmazsa olmaz bir pratik: Her ikinizin de kendi ilişki tarihçesini —eski eşinizi yada ne olduğunu değil, o olayların sizde nasıl bir iz bıraktığını— partnerinize anlatmayı ihmal etmeyin. Bu anlatıyla partnerinize haritanızı gösterirsiniz. Onu ne bir mahkeme savunmasına ne de eski eşi kötüleme girişimine çevirirsiniz. “Bende böyle bir sokak var, buraya girersem şöyle oluyorum” demektir. Partneriniz bu bilgiye sahip olduğunda, yanlışlıkla o sokağa sapma ihtimali azalır; saptığında da durumu sizinle birlikte tanıyıp geri dönebilir.

Son olarak, zamana yayılmış bir beklenti içinde olun. İlk evlilikteki hayal kırıklığının ardından gelen umut, anlaşılır biçimde hızlı ve kesin bir onarım ister. Bu aciliyet duygusu, en küçük sorunu felaket habercisi gibi okumanıza yol açar. Oysa yeni bir dans öğrenirken arada partnerinizin ayağına basmanız normaldir. Önemli olan, her ayağa basışta “bu dans olmayacak” kararına varmak yerine, ritmi yeniden bulmaya çalışmaktır.

Yeniden evlenme olgusunu deneyimleyen bireylere yönelik psikolojik destek biraz daha önem taşımaktadır. Çünkü bu yol, bireyin tek başına ve yalnızca iyi niyetle yürüyebileceğinden daha karmaşık bir zemine sahiptir. Biyolojik olmayan ebeveyn-çocuk ilişkilerinden rol karmaşasına, ekonomik düzenlemelerden eski aileyle sınır çizmeye kadar uzanan sorunlar, bütüncül bir yaklaşım gerektirir. Eğer bu sorunlar ilişkinizi sürekli olarak zehirliyor ve konuşma çabalarınız yeni yaralar açıyorsa, çift terapisi yerine önce bireysel bir destek almayı düşünebilirsiniz. Kendi haritanızı biraz olsun netleştirmeden, bir başkasıyla yola çıkmak bazen yalnızca kaybolmayı uzatır.